Kapat

Neden Düzenli Olarak Su İçmeliyiz?

Anasayfa
İçecek Neden Düzenli Olarak Su İçmeliyiz?

Neden Düzenli Olarak Su İçmeliyiz?

Su, vücudumuzda sürekli olarak kaybedilen ve hemen yerine koyulması gereken bir yaşam kaynağımızdır. Çoğu zaman yalnızca egzersiz yaptığımızda, terlediğimizde ve tuvalete gidildiğinde su kaybedildiğini düşünürüz, ancak havuzda veya denizde yüzerken dahi önemli miktarlarda su kaybımız olur.

Vücudun tüm hücreleri ve organları, düzgün çalışabilmek için suya ihtiyaçları vardır. Eklemlerin sağlıklı hareket etmesi, omurilik ve diğer hassas dokuların korunması, vücut ısısının düzenlenmesi, vitamin ve minerallerin bağırsaklarda emilmesi için de su gereklidir.

Su ayrıca, besin ögelerinin yapı taşlarına yıkımına destek olur. Böylece bu maddelerin vücuda alımı kolaylaşmış olur.

Vücudun ihtiyaç duyduğu suyun bir kısmı çorba, domates, portakal, meyve suyu gibi yüksek miktarda su içeren gıdalar yoluyla elde edilse bile, su ihtiyacını tam olarak karşılamak için içme suyunu mutlaka tüketmemiz gerekir. Vücudumuz için en iyi su kaynağı, içme suyudur.

Ne Kadar Su İçmeliyiz?

Günlük tüketilecek su miktarı, kişinin günlük yaptığı hareketlerine ve ne kadar terlediğine göre değişmektedir.

Her gün tüketilmesi gereken ve genel olarak kabul edilmiş su miktarı yoktur. Ancak, sağlıklı miktarın ne olduğu konusunda genel bir fikir birliği vardır. Bu erkekler için yeterli miktarda alım günde yaklaşık 3 litre, kadınlar için yeterli miktarda alım yaklaşık 2,5 litre’dir.

Egzersiz ve sıcak havalarda bu miktarın daha da arttırılması önerilir. Ayrıca, vücut ağırlığı ile tüketilmesi gereken su miktarı doğru orantılıdır.

Su ve Böbreklerin İlişkisi

Su, böbreklerin çalışması için oldukça gereklidir. Böbrekler düzgün çalışmazsa, atık ürünler ve fazla sıvı vücutta birikebilir. Tedavi edilmemiş böbrek hastalığı, kronik böbrek yetmezliğine yol açabilir, böylece organlar çalışmaz ve bu durumda diyaliz veya böbrek transplantasyonu gerekebilir.

Üriner sistem enfeksiyonları (ÜSE), vücudun en yaygın ikinci enfeksiyon türüdür. Enfeksiyonlar böbrekleri de içeren üst üriner sisteme yayılırsa kalıcı hasar meydana gelebilir. Ani böbrek enfeksiyonları (akut), özellikle de septisemi meydana gelirse, hayatı tehdit edebilir.

İlginizi Çekebilir:  Soğuk Günlerin Sıcak İçeceği Hindistan Cevizli Sıcak Çikolata

Bol miktarda su içmek, bir ÜSE riskini azaltmanın en basit yollarından biridir ve halihazırda bir ÜSE geçiren hastalara da önerilir.

Böbrek taşlarının başlıca nedeni de yetersiz su alımıdır. Böbrek taşları, günlük önerilen su miktarını içmeyen insanlarda sıklıkla görülür.

Araştırmalar, böbrek taşlarının da kronik böbrek hastalığı riskini artırdığını ileri sürmektedir.

Dehidrasyon (vücudun aldığı miktardan daha fazla su kaybetmesi) vücudun elektrolit dengesini bozabilir. Potasyum, fosfat ve sodyum gibi elektrolitler, hücreler arasındaki elektrik sinyallerini taşımaya yardımcı olurlar. Vücuttaki elektrolit seviyeleri, düzgün işleyen böbrekler tarafından dengede tutulur.

Böbrekler elektrolitler seviyesinde dengeyi sağlayamadığında, bu elektrik sinyallerinde bozukluklar meydana gelir. Bu durum nöbetlere yol açarak istemsiz kas hareketleri ve bilinç kaybı meydana getirebilir.

Bazı vakalarda dehidrasyon (vücudun aldığı miktardan daha fazla su kaybetmesi) da kronik böbrek yetmezliğine neden olabilir. Kronik böbrek yetmezliğinde olası komplikasyonlar arasında anemi, merkezi sinir sisteminde hasar, kalp yetmezliği ve bağışıklık sistemi bozulması sayılabilir.

Su ve Diğer Organlar

Elbette, su eksikliğinden etkilenen sadece böbrekler değildir. Dehidrasyon (vücudun aşırı sıvı kaybetmesi ya da yeteri kadar sıvı alamaması)’un getirebileceği diğer olumsuz sonuçlardan bazıları şunlardır: 

1- Kanın % 90’ından fazlası su olduğundan, su alınmadığında, kan koyulaşır ve kan basıncını artırabilir. 

2- Nefes alışverişi su kaybını en aza indirgemek için vücut tarafından kısıtlanır, böylece potansiyel olarak astım ve alerjiler daha da kötüleşir. 

3- Cilt bozukluklarına ve erken kırışıklıklara karşı cilt daha savunmasız hale gelir. 

4- Bağırsaklar düzgün çalışabilmek için suya ihtiyaç duyar. Aksi takdirde sindirim sorunları ve kabızlık bir sorun haline gelebilir. Dehidrasyon (vücudun aşırı sıvı kaybetmesi ya da yeteri kadar sıvı alamaması) aşırı asidik bir mideye yol açarak mide ekşimesini daha yaygın hale getirir ve mide ülseri gelişimini teşvik edebilir. 

5- Eklemlerde ve omurgada bulunan kıkırdak, yüzde 80 civarında su içerir. Dehidrasyon (vücudun aşırı sıvı kaybetmesi ya da yeteri kadar sıvı alamaması) devam ettiğinde, eklemlerde ağrılar baş gösterebilir. 

İlginizi Çekebilir:  Bal Hakkında Neleri Bilmeliyiz?...

6- Dehidrasyon (vücudun aşırı sıvı kaybetmesi ya da yeteri kadar sıvı alamaması), beyin yapısını ve beynin çalışmasını etkileyebilir. Eğer dehidrasyon uzarsa, idrak yeteneği zayıflar.

Sıvı Kaybının Yol Açabileceği Duygu Değişimleri

Vücudumuz susuz kaldığında, sıvı kaybının yol açtığı bazı duygusal davranışlar görülebilir. Bunlar;

1- Geçerli Bir Neden Olmaksızın Oluşan Yorgunluk Hissi 

Su, bedende enerji oluşturmak için son derece önemlidir. Çünkü, yiyecekler hidrolize edilmeden enerji veremezler. Ayrıca, hidroelektrik nörotransmisyon için de enerji sağlar. Sinir yolları ve bunların kaslara ve eklemlere olan bağlantılarının doğru bir biçimde sıvı alması gerekir ki bedendeki elektrik kolaylıkla aksın.

2- Mutsuzluk Hissi

Amino asitler bedenin başlıca değerleridir ve sıvısız kalma esnasında, bu amino asitler sürekli olarak tükenirler. Yeteri kadar amino asit olmadığında beden, yapmak üzere tasarlandığı işlevleri yerine getiremez ve bu yetersizlik, mutsuzluk hissi olarak ortaya çıkar.

3- Depresyon 

Kasıtsız kronik sıvı kaybıyla seneler geçtikçe bedendeki kuraklık ciddi boyutlara ulaşabilir. Metabolizma fazla miktarda bir toksik atık tortusu oluşturur ve bu sorunla başa çıkabilmek için her zamankinden daha fazla antioksidan gerekir. Amino asitler, triptofan ve tirozin, toksisitenin temizlenmesine yardımcı olan antioksidanlar olarak karaciğerde feda edilir.

Tıiptofan, beynin serotonin, melatonin, triptamin ve mdolamin üretebilmesi için gereklidir. Bu unsurlar bedensel işlevleri dengeleyen ve kaynaştıran ana nörotransmitterlerdir. Bu unsurların yokluğu depresyona neden olur. 

Tirozin, beyin tarafından adrenalin, noradrenalin ve dopamin üretmek için kullamlır. Bu unsurlara “tuttuğunu koparan” nörotransmitterler denir ve yoklukları kişiliği tembelleştirir ve hüzünlü bir his verir. 

Sağlıklı ve mutlu kalmanız dileğiyle… Afiyet olsun…👍👍👍

Bursa’da 2000 yıllık tarihi çeşme